Skip to content

Yazı

Halı

Bugün evde bir şeyle uğraşırken, ufak bir parça halının üzerine düştü. Yere doğru eğildim parçayı alayım diye ama halının desenlerinden ve renklerinden dolayı ilk bakışta bulamadım. O an nasıl bulurum diye düşünürken aklıma ilk gelen şey neydi dersiniz?

git diff HEAD^^ "halı"

Tabi bu “halı” kısmı, bir dosya adından ziyade bir “halı” nesnesi olarak belirdi.

Fakat bir işe yaramadı. Yine el yordamı ile buldum.

Sinek

Rüyada kocaman kara bir sinek odaya girmişti ve benimle birlikte odada bulunan bir başka kişiyi de çok rahatsız ediyordu. Bir türlü dışarı atamadım sineği. Sonunda “Ben ne yapacağımı biliyorum!” dedim. Diğer kişi de şaşırdı. Kendimden gayet emin bir şekilde; F12’ye basarak “Geliştirici Araçları”nı açtım ve “console.log(xPos, yPos)” fonksiyonu ile sineğin odadaki yerini bir anda değiştirdim.

Bu yeni yöntem ile sineği odadan dışarı atmanın en kolay yolu, onu açık pencerenin tam üzerine koymaktı. X ve Y koordinat değerlerini deneyerek, sineği pencerenin bir üstüne bir yanına derken, tam dışarı uçabileceği bir yere koydum. Sinek de bir anda yerinin değiştiğini farkedince, ters giden bir şeyler olduğunu (kendi açısından tabi) anlayarak tehlikenin geçmesini bekleme gayesiyle hiç kımıldamadı.

Böylece ondan kurtulmayı umdum.

Allah’ım sen nasib etmesen olmaz. Nasib eyle ya Rab!

Bir garip kedi!

Bizim sokakta bir kedi var. Esasında bir sürü kedi var fakat bir hikâyesi olan bir tane kedi var. Muhtemelen diğerlerinin de hikâyeleri vardır. Belki hepsi de önemlidir kendilerince. Hikâyelerini bilmediğimiz için onlar hakkında söyleyecek bir şeyimiz de yok. Sokağa baktığımda onların hikayelerine ait bir iz yahut onların hikayelerinden bölümler okuyan bir anlatıcı görmüyorum. Sağa sola, kendilerine göre düzenli fakat bütüne bakıldığında tamamen düzensiz şekilde park etmiş araçlar, yalandan bir iki ağaç, yol ile aynı hizada küçükce kaldırımlar ve ileride kendisinden büyük abisine bağlandığı noktada görünen, gelip-geçen araçlar ve onların motor sesleri. Her bina duvarında kendisinden bir tane daha bulup yola onunla devam eden, kulağıma ulaştığında ise ‘beni buraya gömsünler’ diyerek içeri giriveren motor sesleri. Dayanılmaz olduğunu düşünsem de dayanılır sesler aslında. İşte bizim sokak ve ona emanet araçlar ve kediler verip duran abisi cadde. Aslında sokaklar çok anlatmaz içindekileri. İstesen de anlatmaz, yalvarsan da. Ne hikâyeler taşır o sokaklar fakat göremezsiniz öylece bakınca. Herkes aynıdır, sokaktan bakınca. Ve her birinin adı da Kes’tir. Adları bile aynı baksanıza, nasıl farklı olabilirler ki birbirlerinden. Saygısız olan da Kes, bir otobüse akbilsiz -daha doğrusu İstanbul Kart’sız- bindiğimde, kaptanın seslice ‘yolculara sor’ diyerek yolcuları duruma hazırlayan, bana da cesaret veren cümlesinin ardından, ön taraflarda oturan bir kaç talihsiz Kes’ten bilet isteyecek olma mahcubiyetimi -‘buyur kardeşim’ diyerek akbilini bana uzatarak- önleyen, pek de sevecen görünmeyen fakat bu hareketiyle takdirimi kazanan şahıs da Kes, geceleri uyuşturucu ile, gündüzleri yatak ile yaşayan, kim bilir hangi saat 12’den sonra bir Beşiktaş motorunda göz ucuyla üşümesini izlediğim genç de Kes. Sokağa sorsanız; gelip-geçenler. Bilene sorsanız, ne hikâyeler. Sokak da bilir ama gizler!

İşte bu sokakta bir kedi var. Kediyi anlatmadan önce… Az yukarıda kaptanın ‘yolculara sor’undan bahsettim. Bir gün adamın biri biniyor otobüse, bileti yok. Bir ara biletle biniliyordu otobüslere. ‘Kaptan’ diyor, ‘biletim yok. Binebilir miyim?’. Kaptan, düğmesine basılmış da fonksiyonunu yerine getiriyor gibi ‘yolculara sor’ diyor. Adam yolculara doğru dönüp, utanarak: ‘Sayın yolcular! Biletim yok. Binebilir miyim?’ diyor. Bu saflığından dolayı birisi çıkıp ona bilet vermiştir herhalde. Gülüp gülüp, ‘ilahi!’ diyerek biletlerinin olmadığını fakat üzgün olduklarını söylememişlerdir oradaki her Kes. Bu kedi henüz yavru iken boynuna kemerli bir tasma takmışlar. Sonra nasılsa ya sokağa atılmış yahut kaçmış garip. Şimdi ise iyice büyümüş ve o kemer boynunu o kadar sıkıyor ki kedi mütemadiyen ağlıyor. Evet yeni bir kedi sesi daha öğrendiniz; kedi ağlaması. Bambaşka bir şey. Hatta bu kemer o kadar sıkı ki, tüylerinin arasından zor görünüyor. Ben bir-iki yakalamaya çalıştım fakat çok ürkek. Asla yanaşmıyor, mesafeyi koruyor. Kasım ile bir gün sokaktan geçerken kediyi uyur halde bulduk. Kasım; ‘üzerine bez gibi bir şey atıp onunla zapt edelim’ dediyse de, ben çıplak elle yakalarım düşüncesiyle kediye yaklaştım fakat uyandı, beni yakın görünce de kaçtı gitti. Bir yakalasam çözeceğim tasmasını ama yakalayamıyorum. Çok dua eder bana.

Bir bilse ona iyilik yapacağımı. Kaçmaz benden bu gibi.

Geçen yine gördüm. Göz göre göre ölüme gidiyor kedi. Gittim bakkaldan ufak bir salam parçası aldım. Onu bölüp bölüp kediye attım, her attığımda biraz daha yaklaştı. En son tam önüme koydum ve onu da yemek için önüme kadar geldi. Evet, kediler salam kokusuna dayanamıyor. ‘Tüysüz kedi salam için soğuk suya dalar’ diye atasözleri bile varmış kedilerin. Kedi tam önceğizimde salamı yerken, kediyi tutmak için sırtına doğru bir hamle yaptım, maksadım bir elimle onu yere bastırıp diğer elimle tasmanın tokasını açmak. Heyhat! Kedi yarım metre zıpladı, havada yarım burgu yapıp üç ayak üstüne düştü ve emince bir mesafeye kadar gidip ‘Tam da sana güvenmeye başlamıştım! Hepiniz aynısınız’ diyen gözlerle bana bakmaya başladı.

Hasılı, kediyi hâlâ yakalayamadım. Bir dahakine salam ve koli ile gideceğim. Eğer başarırsam koliyi bir veteriner hekime götüreceğim ve ‘bu kolinin nesi var doktor?’ diye hızlıca içeri gireceğim. Ah beni! Tabi ki koliyi veterinere götürürken kolinin içinde kedi de olacak. 3 gram salama kanmış bir kedi olacak. Yüreğim ona hayatının iyiliğini yapmak için çarpadursun, onun meyli 3 gram salama. Yüreğim umrunda mı? Hekim, kediyi sakinleştirip tasmayı çıkartır sanırım. Sonra sen sağ ben selamet.