Skip to content

Author: 1.44mb

Halı

Bugün evde bir şeyle uğraşırken, ufak bir parça halının üzerine düştü. Yere doğru eğildim parçayı alayım diye ama halının desenlerinden ve renklerinden dolayı ilk bakışta bulamadım. O an nasıl bulurum diye düşünürken aklıma ilk gelen şey neydi dersiniz?

git diff HEAD^^ "halı"

Tabi bu “halı” kısmı, bir dosya adından ziyade bir “halı” nesnesi olarak belirdi.

Fakat bir işe yaramadı. Yine el yordamı ile buldum.

Sinek

Rüyada kocaman kara bir sinek odaya girmişti ve benimle birlikte odada bulunan bir başka kişiyi de çok rahatsız ediyordu. Bir türlü dışarı atamadım sineği. Sonunda “Ben ne yapacağımı biliyorum!” dedim. Diğer kişi de şaşırdı. Kendimden gayet emin bir şekilde; F12’ye basarak “Geliştirici Araçları”nı açtım ve “console.log(xPos, yPos)” fonksiyonu ile sineğin odadaki yerini bir anda değiştirdim.

Bu yeni yöntem ile sineği odadan dışarı atmanın en kolay yolu, onu açık pencerenin tam üzerine koymaktı. X ve Y koordinat değerlerini deneyerek, sineği pencerenin bir üstüne bir yanına derken, tam dışarı uçabileceği bir yere koydum. Sinek de bir anda yerinin değiştiğini farkedince, ters giden bir şeyler olduğunu (kendi açısından tabi) anlayarak tehlikenin geçmesini bekleme gayesiyle hiç kımıldamadı.

Böylece ondan kurtulmayı umdum.

Allah’ım sen nasib etmesen olmaz. Nasib eyle ya Rab!

Haşere

Posted on

oysa sağlıksız değildi kalın ve kısa bacakları
onun ev diye tünedikleri, başkasının yakacakları
sırtında taşıdığı yetmiş yavrusundan soracaklar
şefkatinin sertliğini iyi ayarlayabilmiş mi

bir hastalık bulaştırası da yok kimseye
bulabilse, çağırırdı eşini tek celseye
elleri olsaydı, bir eldiven almak isterdi
ama önce yetmiş yavrunun yüz kırk eli olurdu sırada

teni kıtır kıtır ya, çok da zalim değildir
pek mesûr görünse de yersiz yurtsuz değildir
bir siyahtan yahut bir ekmekten çıkıverir
pisliğini pislemek için pak gördüğü her yere

yetmiş yavru bıraksa dolaştığı yerlere
yetecek artık bir münfedi olmasına
daha sonra ne mi var
ekmeğe ve siyaha kalan yetmiş çarpı dört bacak
koşacaklar, vazgeçmem dediğin değerlere

Hugo – Bir idam mahkumunun son günü

Radyo tiyatrolarında bu sefer Victor Hugo’nun Bir idam mahkumunun son günü adlı eseri var.

Eserin orijinal adı: Le Dernier Jour d’un Condamné

Kapağı ise:bir idam mahkumunun son günü kapak

  • /
Update Required
To play the media you will need to either update your browser to a recent version or update your Flash plugin.

Yolda izde dinlerim düşüncesiyle dosyayı kaydetmek isterseniz, yukarıdaki başlat yazısına (eğer oynatmaya başladıysanız, durdurunca çıkar) sağ tıklayıp ‘hedefi farklı kaydet’ yahut ‘bağlantıyı farklı kaydet’i seçmeniz yeterli.

Gogol – Palto

Radyo tiyatrolarında bu sefer Nikolay Vasilyeviç Gogol’un Palto‘su var. Dostoyevski bu Palto’nun içinden çıkmış.

Eserin orijinal adı: Шинель

Kapağı ise:palto

Akakiy Akakieviç bütün paltoları giyecek.

  • /
Update Required
To play the media you will need to either update your browser to a recent version or update your Flash plugin.

Yolda izde dinlerim düşüncesiyle dosyayı kaydetmek isterseniz, yukarıdaki başlat yazısına (eğer oynatmaya başladıysanız, durdurunca çıkar) sağ tıklayıp ‘hedefi farklı kaydet’ yahut ‘bağlantıyı farklı kaydet’i seçmeniz yeterli.

Herkes sene ulduz déye. Özüm sene ay démişem.

  • /
Update Required
To play the media you will need to either update your browser to a recent version or update your Flash plugin.

Sen yarımın gasidisen
Eylen, sene çay démişem.

Xıyalını gönderipdi
Bes ki men ax-vay demişem.

Ax! géceler yatmamışam
Men sene lay-lay démişem.

Sen yatalı men gözüme
Ulduzları say demişem

Herkes sene ulduz déye
Özüm sene ay démişem.

Senden sonra heyata men
Şirindise, zay démişem.

Her gözelden bir gül alıp
Sen gözele pay démişem.

Senin gün tek batmağıvı
Ay batana tay démişem.

İndi yaya qış déyirem
Sabıg qışa yay démişem.

Gáh toyuvu yada salıp
Men deli nay-nay démişem.

Sonra yéne yaşa batıp
Ağları hay-hay démişem.

Ömre süren men qara gün
Ax démişem, vay démişem.

Allah sənə qəni qəni rəhmət eləsin ay Şəhriyar baba.

Çekilmiş kaşların zülfikâr olmuş

  • /
Update Required
To play the media you will need to either update your browser to a recent version or update your Flash plugin.

Zülf-ü kâküllerin amber misali
Bu-yu erguvandan güzelsin güzel
Kızarmış gonca gül gibi yüzlerin
Şah-ı gülistandan güzelsin güzel

Yüzünde yeşil ben aşikar olmuş
Çekilmiş kaşların zülfikâr olmuş
Gözlerin âleme hükümdar olmuş
Mihr-i süleyman’dan güzelsin güzel

Kurulmuş göğsünde bahçe-i vahdet
Hatmolmuş kadrinle tûbayı hikmet
Cemalin seyreden istemez cennet
Sen huri gılmandan güzelsin güzel

Gözlerin velfecri benzer imrâne
Seni seven âşık olur divane
Yanakların şûle vermiş cihana
Yüz mah-ı tabandan güzelsin güzel

Çiğ düşmüş çayıra benzer yüzlerin
Aşıkın öldürür şirin sözlerin
Mısrın hazinesi değer gözlerin
Zühre-i rahşandan güzelsin güzel

Sıdkı der suretim hattın secdegâh
Cümle güzellere oldum pişegâh
Güzeller tacısın yüzün padişah
Yusuf-u kenan’dan güzelsin güzel

Yine Sefil Sıdkı, yine Erkan Oğur, yine Pertek ve yine aynı besteden devam edelim:

Elif kametine hayran olduğum

Elif kametine hayran olduğum

  • /
Update Required
To play the media you will need to either update your browser to a recent version or update your Flash plugin.

Siyah perçemlerin gonca yüzlerin
Garip bülbül gibi zar eyler beni
Hilal ebruların ahu gözlerin
Tığ-i sevda gibi yareler beni

Kaşların bismillah yüzün Beytullah
Seni öz nurundan yaratmış Allah
Sevmişem dost seni terketmem billah
Aşkın hançeriyle vuralar beni

Elif kametine hayran olduğum
Gece gündüz hayaline döndüğüm
Hep senin içindir boyun eğdiğim
Yoksa zaptedemez bu yerler beni

Sevdayı aşkınla ah-u zar oldum
Kalmadı tahammül bi-karar oldum
Cemalin göreli sevdakâr oldum
Korkarım ki bu dert paralar beni

Sıdki’yem billahi terkin etmezem
Gayrı güzellere meyil katmazam
Kovsalar dövseler burdan gitmezem
Meğer ferman gele süreler beni

Yine Sefil Sıdkı, yine Erkan Oğur, yine Pertek ve yine aynı besteden devam edelim:

Çekilmiş kaşların zülfikâr olmuş

Bir garip kedi!

Bizim sokakta bir kedi var. Esasında bir sürü kedi var fakat bir hikâyesi olan bir tane kedi var. Muhtemelen diğerlerinin de hikâyeleri vardır. Belki hepsi de önemlidir kendilerince. Hikâyelerini bilmediğimiz için onlar hakkında söyleyecek bir şeyimiz de yok. Sokağa baktığımda onların hikayelerine ait bir iz yahut onların hikayelerinden bölümler okuyan bir anlatıcı görmüyorum. Sağa sola, kendilerine göre düzenli fakat bütüne bakıldığında tamamen düzensiz şekilde park etmiş araçlar, yalandan bir iki ağaç, yol ile aynı hizada küçükce kaldırımlar ve ileride kendisinden büyük abisine bağlandığı noktada görünen, gelip-geçen araçlar ve onların motor sesleri. Her bina duvarında kendisinden bir tane daha bulup yola onunla devam eden, kulağıma ulaştığında ise ‘beni buraya gömsünler’ diyerek içeri giriveren motor sesleri. Dayanılmaz olduğunu düşünsem de dayanılır sesler aslında. İşte bizim sokak ve ona emanet araçlar ve kediler verip duran abisi cadde. Aslında sokaklar çok anlatmaz içindekileri. İstesen de anlatmaz, yalvarsan da. Ne hikâyeler taşır o sokaklar fakat göremezsiniz öylece bakınca. Herkes aynıdır, sokaktan bakınca. Ve her birinin adı da Kes’tir. Adları bile aynı baksanıza, nasıl farklı olabilirler ki birbirlerinden. Saygısız olan da Kes, bir otobüse akbilsiz -daha doğrusu İstanbul Kart’sız- bindiğimde, kaptanın seslice ‘yolculara sor’ diyerek yolcuları duruma hazırlayan, bana da cesaret veren cümlesinin ardından, ön taraflarda oturan bir kaç talihsiz Kes’ten bilet isteyecek olma mahcubiyetimi -‘buyur kardeşim’ diyerek akbilini bana uzatarak- önleyen, pek de sevecen görünmeyen fakat bu hareketiyle takdirimi kazanan şahıs da Kes, geceleri uyuşturucu ile, gündüzleri yatak ile yaşayan, kim bilir hangi saat 12’den sonra bir Beşiktaş motorunda göz ucuyla üşümesini izlediğim genç de Kes. Sokağa sorsanız; gelip-geçenler. Bilene sorsanız, ne hikâyeler. Sokak da bilir ama gizler!

İşte bu sokakta bir kedi var. Kediyi anlatmadan önce… Az yukarıda kaptanın ‘yolculara sor’undan bahsettim. Bir gün adamın biri biniyor otobüse, bileti yok. Bir ara biletle biniliyordu otobüslere. ‘Kaptan’ diyor, ‘biletim yok. Binebilir miyim?’. Kaptan, düğmesine basılmış da fonksiyonunu yerine getiriyor gibi ‘yolculara sor’ diyor. Adam yolculara doğru dönüp, utanarak: ‘Sayın yolcular! Biletim yok. Binebilir miyim?’ diyor. Bu saflığından dolayı birisi çıkıp ona bilet vermiştir herhalde. Gülüp gülüp, ‘ilahi!’ diyerek biletlerinin olmadığını fakat üzgün olduklarını söylememişlerdir oradaki her Kes. Bu kedi henüz yavru iken boynuna kemerli bir tasma takmışlar. Sonra nasılsa ya sokağa atılmış yahut kaçmış garip. Şimdi ise iyice büyümüş ve o kemer boynunu o kadar sıkıyor ki kedi mütemadiyen ağlıyor. Evet yeni bir kedi sesi daha öğrendiniz; kedi ağlaması. Bambaşka bir şey. Hatta bu kemer o kadar sıkı ki, tüylerinin arasından zor görünüyor. Ben bir-iki yakalamaya çalıştım fakat çok ürkek. Asla yanaşmıyor, mesafeyi koruyor. Kasım ile bir gün sokaktan geçerken kediyi uyur halde bulduk. Kasım; ‘üzerine bez gibi bir şey atıp onunla zapt edelim’ dediyse de, ben çıplak elle yakalarım düşüncesiyle kediye yaklaştım fakat uyandı, beni yakın görünce de kaçtı gitti. Bir yakalasam çözeceğim tasmasını ama yakalayamıyorum. Çok dua eder bana.

Bir bilse ona iyilik yapacağımı. Kaçmaz benden bu gibi.

Geçen yine gördüm. Göz göre göre ölüme gidiyor kedi. Gittim bakkaldan ufak bir salam parçası aldım. Onu bölüp bölüp kediye attım, her attığımda biraz daha yaklaştı. En son tam önüme koydum ve onu da yemek için önüme kadar geldi. Evet, kediler salam kokusuna dayanamıyor. ‘Tüysüz kedi salam için soğuk suya dalar’ diye atasözleri bile varmış kedilerin. Kedi tam önceğizimde salamı yerken, kediyi tutmak için sırtına doğru bir hamle yaptım, maksadım bir elimle onu yere bastırıp diğer elimle tasmanın tokasını açmak. Heyhat! Kedi yarım metre zıpladı, havada yarım burgu yapıp üç ayak üstüne düştü ve emince bir mesafeye kadar gidip ‘Tam da sana güvenmeye başlamıştım! Hepiniz aynısınız’ diyen gözlerle bana bakmaya başladı.

Hasılı, kediyi hâlâ yakalayamadım. Bir dahakine salam ve koli ile gideceğim. Eğer başarırsam koliyi bir veteriner hekime götüreceğim ve ‘bu kolinin nesi var doktor?’ diye hızlıca içeri gireceğim. Ah beni! Tabi ki koliyi veterinere götürürken kolinin içinde kedi de olacak. 3 gram salama kanmış bir kedi olacak. Yüreğim ona hayatının iyiliğini yapmak için çarpadursun, onun meyli 3 gram salama. Yüreğim umrunda mı? Hekim, kediyi sakinleştirip tasmayı çıkartır sanırım. Sonra sen sağ ben selamet.